|
DOĞU KARADENİZ BÖLGESİNDE ESKİ
TÜRK İNANÇLARININ İZLERİ
Toplumların kültür yapıları incelenmek istendiğinde işe öncelikle
inançlardan başlanır. Türk kültür tarihi ile uğraşan araştıcılar da
atalarımızın hayat tarzı üzerine etki eden inançlar üzerinde durmuş, bu
inançların kişi ve toplum üzerindeki rollerini açıklamaya çalışmışlardır.
Türkler İslam dışında, Budizm, Maniheizm, Zerdüstlük, Musevilik,
Hıristiyanlık gibi bir çok dine girmiş olsalar da, çoğunluk Gök-Tanrı
inancını ve ona bağlı esasları korumuş, devam ettirmişlerdir. Bugün için
Türk dünyasının büyük çoğunluğu İslam dinini kabul etmiştir. Buna rağmen
başlangıçtaki Türk inançları da İslamiyet içinde hayatiyetini ve tesirini
devam ettirmiştir. Birçok topluluğun eski dinlerinin tören ve
geleneklerinden ayrılamadığı bilinmektedir. Bu bağlamda Türklerin eski
inançlarına ait birçok kültürel unsurun Türk inanç yumağı içinde yer
aldığını görmekteyiz. Toplum tarafından kabul edilmiş, ilahi bir dinin
bilinen hükümleri dışında kalan, fakat halk arasında yaygın bir şekilde
yaşayan ve tespiti yapılan bu itikatlara folklorik bir terim olarak "halk
inançları" denilmektedir.
Türklerin inanç yumağını ve bunun tarihi seyrini gözden geçirip ana
hatlarıyla ifade etmek istersek, merkezde "Tanrı"nın olduğunu görürüz. Bunu
yardımcı ve koruyucu iyeler, gök ve yer iyeleri, kara iyeler ve ata ruhu
arvaklar ile tamamlamak mümkündür.
Türklerin inançları ile ilgili en eski bilgilere Cin yıllıklarında, Bengü
Taş Yazıtlarında ve muhtelif yazılı kaynaklarda tesadüf edilmektedir. Eski
atalarımız Hun Türkleri, Tengri'ye, Yir-Sub iyelerine, yağız yir iyelerine,
Gök Tengri iyelerine ve ata arvaklarına kurban keserek dini törenler tertip
ederlerdi. Tanrı, sadece yeri, göğü ve yeryüzünde yaşayan canlıları,
insanları yaratmakla iktifa etmez, yarattığı yeryüzünde, Iduk, Ötüken, Yış,
Iduk, Yir-Sub sahipsiz kalmasın Türk budunu yok olmasın diye de kağan seçip
gönderme, yardım etme vasıflarına da sahiptir.
Türkler yaratıcı güce, varlığa karşı İslamiyet öncesinde ve sonrasında pek
farklı inanca sahip olmamışlar, semavi dinlerde olduğu gibi, Türkler
kağanlarını yeryüzünde Tanrı'nın elçisi, resulü, gölgesi şeklinde tasavvur
etmektedir. Tanrının yukarıda, gökyüzünde olması inancı Türkler arasında
bugün de mevcuttur.
Eski Türk dini, Gök Tanrı inancı esas olmak üzere, tabiat kültleri, atalar
ve Göktanrı diyebileceğimiz üç ana kısımdan oluşmaktaydı. Günümüzde Müslüman
olan Türkler için bu kültler bir din değil, eski inanç sistemlerimizden
kaynaklanarak günümüze kadar gelen ve günümüzde de mevcudiyetini devam
ettiren gelenek ve göreneklerdir.
Bu tebliğde Doğu Karadeniz Bölgesinde bir inanç yumağı tarzında karşımıza
çıkan pratikleri Tanrı, koruyucu iyeler, kara iyeler, ocak, kişioğlu, atalar
ruhu etrafında teşekkül etmiş olan inançlar şeklinde ele alıp doğum, evlenme,
ölüm törenleri ile ilgili uygulamaları dikkatlere sunmaya çalışacağız.
Bugün Türk dünyasının bir çok bölgesinde mukaddes sayılan dağlar vardır.
Özellikle yüksek dağların mukaddes addedilmesinin yanında buralarda var
kabul edilen yatırların genellikle isimsiz olduğunu görmekteyiz. Buradan
hareketle bu yatırların bazılarının gerçek yatırlar olmayıp İslam öncesi
devirde dağ ve tepelerde mevcut olduğuna inanılan üstün güç ve ruhların
İslami devirde yatırlar haline dönüştüğünü söylemek mümkündür. Türkler
Anadolu'da fetihten sonra yerleştikleri çeşitli yerleri, dağları, tepeleri,
ovaları Orta Asya'daki gibi mukaddes tanımışlar ve buraları hayalî
yatırlarla şahıslandırmış olmalıdırlar. Ayrıca Altay Türkleri arasında Altay
Dağlarına "kayın babamız" denmesi de soylarının ana itibariyle bu dağdan
türediğine dair bir inancı yaşattığını gösterir.
Giresun ve yöresinde de dağ ve tepelerin mukaddes sayılması, buralarda ermiş
kişilerin mezarlarının bulunduğuna dair bir çok inanç vardır. Tirebolu
ilçesi Yalç köyü halkı arasında tepelerde bulunan mezarlarda evliyaların
yattığına inanılmaktadır. Bu evliyalar gece yarılarından itibaren atlarla
birbirlerini ziyarete giderler. Ziyarete gidiş belli güzergahlardan
yapılırmış, bu güzergahlar temiz tutulmadığı taktirde yol güzergahını
değiştirdiklerine inanılır ve bu yollar daima temiz tutulur. Samsun ili
Karakavuk köyündeki Alibey Dede Türbesi de yüksek bir tepe üzerindedir.
Ayrıca Şebinkarahisar ilçesinde bulunan Erimez tepesinde bulunan karın da
şifalı olduğuna inanılmaktadır. Bu inanca göre Erimez tepesinde daima kar
bulunmaktadır. Sadece yedi yılda bir kar erimekte ve karların altında
bulunduğuna inanılan altınlı çeşmede abdest alan ama bir kişinin gözlerinin
açıldığı rivayet edilmektedir.
Taş ve kayalar Türklerin inanç sisteminde önemli bir yere sahiptir. Bunlar
arasında "Yada Taşı" diye adlandırılan bir cins taş, Türklerin hayatında
asırlarca olağanüstü nitelikleri ile yaşamıştır. İbni Fadlan, Türkistan'da
sancıyı kesen taş, kanamayı durduran taş, etrafı aydınlatan taş Yada taşı
olmak üzere farklı özellikleri olan taşlardan bahsedilmektedir. Anadolu'nun
muhtelif yerlerinde "sabır taşı" yani dertlerin sıkıntıların anlatıldığı
taşlardan bahsedilmektedir. Sıkıntıların büyüklüğü, çözümsüzlüğü,
çaresizliği karşısında bu sabır taşının çatladığı rivayet edilir. Dilek
dilemek için taşların kuyu ve su birikintilerine atılması Türk dünyasının
her tarafında görülen bir uygulamadır. Efsanelerde görülen taş kesilme
motifi de bu inançla ilgilidir.
Giresun ve yöresinde taş-kaya kültü ile bağlantılı birçok inanış ve
rivayetler bulunmakta olup, bunlardan en önemlileri şunlardır: Şehre 26
kilometre mesafede Taşhan köyü yakınlarında bulunan Gelinkayası'nın bir
söylentisi vardır. Burada " çok büyük iki taşın bir noktada birleşerek üst
üste durması" bir efsaneye bağlanmıştır. Bir gelinin taşa dönüşmesi
anlatılmaktadır. Bulancak'ta Gelin Kayası adı verilen şaha kalkmış bir atın
üstünde gelini andıran kaya hakkında söylentiye göre, geline babası ne kadar
çeyiz vermişse yine kız kanmamış" baba değirmen taşını da ver demiş."
Halbuki babasının bundan başka da hiçbir şeyi kalmamış, onun üzerine kızına
beddua etmiş." Sende değirmen taşı gibi taş kesil" demiş, o da taş kesilmiş.
Gedikkaya Giresun şehrine 4 kilometre uzaklıkta kaleye ağzını (tıpkı bir
kaplan gibi) açmış dik ve sarp bir kayadır. Gedikkayanın ortasının savaş
anında kaleden atılan bir topla uçurulduğu rivayet edilmektedir. Giresun ve
çevresinde (Eynesil) kıyamete yakın bir zamanda bir taşın yarılarak Hz.
Ali'nin oğlunun o taştan çıkacağına dair yaygın bir inanış vardır. Yine taş
ve kayaların üzerinde biriken suların cilt hastalıklarına iyi geldiğine
inanılır.
Giresun'da her yıl Mayıs ayının yirmisinde Aksu şenlikleri tertip edilir.
Rumi takvime göre bugün Mayıs ayının yedisine denk gelmekte ve halk arasında
"Mayıs Yedisi" adıyla anılmaktadır. Bu günde Aksu Çayının denize döküldüğü
alanda toplanılır özellikle kadın ve kızlar kendilerine uğur getirmesi için
Yedi çift bir tek taşı denize atarak dilekte bulunurlar.
Giresun adasında bulunan ve "Hamza Taşı" diye bilinen taşa da el sürülüp
etrafında dönülürse tutulan dileğin yerine geleceğine dair inanç vardır.
Giresun ve çevresinde erkek çocuklara "Kaya" ismi sıklıkla verilmektedir.
Doğumu kolaylaştırmak için Samsun Kavak'ta deniz köpüğü taşından alınır. Bu
taş ezilir ve suya karıştırılıp, doğurmaya çalışan kadına içirilir. Ordu ili
Perşembe ilçesinde uyuyan çocuğun yanına taş konulur.
Ötüken ormanlarının Göktürk ve Uygur Türkleri başta olmak üzere bütün
Türkler tarafından mukaddes sayıldığını bilmekteyiz. Uygur efsanesinde,
Uygur hakanlarının ağaçtan türedikleri söylenir. Dede Korkut Hikayelerinde
Basat "atam adın sorarsan kaba ağaç, anam adını sorarsan kağan arslan" diye
kendini tanıtır. Ağaç kültü, halk arasında genellikle dağ ve su ile bir
arada, dağ-ağaç-su üçlüsü şeklinde görülmektedir. Orhun Kitabelerinde Gök
Tanrıdan sonra en hakim unsur olan "yer-sub" kavramının önemlisi bir kısmı
işte bu üçlü bazen de ikili olan kültten ibaret bulunsa gerektir.
Anadolu coğrafyası ağaç kültünün yaygın olduğu yerlerin başında gelmektedir.
Siirt, Tunceli, Adıyaman ve Elazığ gibi vilayetlerin çevresinde bulunan
köylerde meşe ve ardıç ağaçlarının takdir edildiği bilinmektedir. Adana,
Ankara, Merzifon, Çorum, ve Muğla gibi çok değişik bölgelerde dallarına
çaput bağlanmış, çivi çakılmış veya kovuklarına mumlar yakılmış çınar, çam,
ardıç benzeri ulu ağaçlar sık sık göze çarpar.
Giresun ve havalisinde ağaç kültüyle ilgili anlatılan ve yaşatılan inançları
Anadolu'nun diğer bölgelerine de benzemektedir. Yeni ay doğuşunda bahçelere
sebze tohumu ekilmez. Eğer yeni ay zamanında tohum ekilirse ondan fayda
gelmeyeceği ve çürüyüp yok olacağına inanılır. Trabzon Şalpazarı bölgesinde
çocuğu olmayan kadınlar ceviz kökünün altından geçerler. Ayrıca Trabzon'da
boğmacaya yakalanan çocuklar ceviz kökünün altından geçirilir. Giresun'da
ceviz ağacının kökleri zayıf ve çelimsiz çocukların güçlü kudretli olması
için şifa kabul edilir. Zayıf ve çelimsiz çocuklar ceviz ağacının köklerinin
altından geçirilerek güç ve kuvvete kavuşturulması sağlanır.
Başka bir inanca göre evlerin etrafına söğüt ağacı dikilmesi o ev için iyiye
alamet kabul edilmez. Söğüt ağacının bünyesi zayıf olduğundan yakınında
bulunduğu eve zayıflık ve gariplik getireceğine inanılır. Başka bir inanışa
göre; Cuma günleri ağaçlara çıkılmasının uğursuz sayılması, ağaçtan düşüp
ölüneceği düşüncesi Giresun ve çevresinde oldukça yaygın bir inanıştır.
Yaşmaklı yol inanışı; Tirebolu ve Kazıkbeli yaylası arasındaki bulunan
güzergaha "Yaşmaklı yol" adı verilmektedir. Rivayete göre, çok zengin olan
bir gayr-ı müslim kız bu yoldan yaylaya gitmektedir. Mola verdikleri bir
yerde eğilmiş bulunan bir "çam" ağacının dallarına başındaki yaşmağı asar ve
orada uyumaya başlar. Sabah olunca yaşmağını arayan kız yaşmağı bulamaz.
Akşam eğik durumda bulunan çam ağacının da yerinde olmadığını fark eden kız
aramaya devam eder. O esnada gece eğilmiş bulunan çam ağacının doğrulduğunu,
üzerine serdiği yaşmağında ağacın tepesinde kaldığını görür. O gece mübarek
bir gece olduğu ve çam ağacının da secdeye vardığı belirtilir. Gayr-ı müslim
kızın da bu hadiseden sonra İslamı seçtiği ve yaylaya giden bu yolu tamir
ettirdiği rivayet edilmektedir.
(Tirebolu-Yalç köyü)
Türk inanç sisteminde ateşin çok önemli bir yeri bulunmaktadır. Anadolu'da
yaygın olarak kullanılan "ateş babanın, ocak Kötü söz kullanımı yasaktır"
sözü Türklerin ateşe verdiği önemi gösterir. İlimiz ve çevresinde ateş ve
buna bağlı ocak kültü canlı olarak yaşamaktadır. Trabzon-Şalpazarı'nda ölü
gömüldükten sonra çocuklara kibrit dağıtılır. Çocuklar kibriti yakıp ışık
verirler. Işık'ın Türk halk inançlarında önemli bir yeri vardır.
Halkın cenazeleri münasebetiyle yakmış oldukları ışık, daha ziyade Muhammedî
dönemimizin evveline varan inançların izlerini taşımaktadır.
Giresun'da çocuğun beşiğinin münasip yerine kömür ve kül torbacıkları asılır.
Kömürün ve külün çocuğu kötü ruhlardan koruduklarına inanılır.
Giresun'da çocuk doğar doğmaz tuz atılan ocağın üzerinde üç defa çevrilir.
Trabzon Şalpazarı bölgesinde aynı işlem, çok ağlayan ve nazar değen
çocuklara uygulanır. Ordu'da ocaktan alınan kül bir torbaya konarak çocuğun
beşiğine asıldığında çocuk al basmasına karşı korunur.
Giresun ve yöresinde sacayaktan geçmenin uğur getireceğine inanılır.
Sacayaktan atlayan kişilerin şifa bulacağı, talihinin açılacağı düşüncesi
halk arasında yaygındır. Mayıs yedisi adıyla halk arasında bilenen 20 Mayıs
şenliklerinde üç kez sacayaktan geçilir. Sacayakta yapılan bu işlemlerin
eski kültürde, şamanlıkta çok yaygın olan ve köklü bir kült olan "ocak"la
yakın ilgisi vardır. Bu külte göre ateş kötü ruhların koruyucusudur.
Şebinkarahisar civarındaki köylerde ocakları karartmak iyi sayılmaz. Onun
için her ev halkı yatacağı zaman ocaktaki koru güzelce küllenmek suretiyle
üzerini örter ve sabahleyin ocağını biri öbürüne kötü sözde bulunacak olursa
ona "ocağın bucağın karara, söne, bucağın kör ola (kapalı kala) ocağına,
bucağına baykuşlar tüneye" derler. Tirebolu'ya bağlı köylerde ev
süpürülürken tozların ocağa doğru süpürülmesi uğursuzluk kabul edilir.
Trabzon Şalpazarı'nda çocuğu al basmasından korumak için yatağın altına
bıçak, makas gibi demir eşyalar bırakılır. Rize'de kırklı çocuğun yanına
girenlerin ellerini demir zincire sürmelerinin temelinde demirin koruyucu
gücü ile ilgili eski Türk inançlarının izleri vardır. Giresun'da, Trabzon'da
ve Şalpazarı ilçesinde cesedin üzerine, şişmemesi için bıçak, makas veya
demir parçası konulması demirin koruyucu gücü ile ilgilidir.
Türk kültüründe koruyucu iyelerden birisi olan su kültünün ağırlıklı bir
yeri vardır. Dede Korkut Hikayelerinde Türklerin, suların kirlenmesine karşı
olduklarını ve "arı sudan abdest aldı" sözleri Türklerin suya gösterdiği
önemi anlatır. Eski Türk inançlarında yir gibi su da bir ıduk mukaddes idi.
Türkler her suyun bir sahibi olduğuna inanırdı. Giresun yöresinde de suya
bağlı inanç ve pratikler bütün canlılığı ile yaşamaktadır. Giresun ve
çevresinde her yıl Mayıs ayının yirmisinde halk arasında "Mayıs yedisi"
olarak bilinen şenlikler yapılır. Karadeniz bölgesinde "Mayıs yedisi"
Vakfıkebir, Görele, Bulancak gibi yerleşim yerlerine yakın olan ırmak
ağızlarında küçük çapta yapılmaktadır.
Giresun'da Aksu Çayı ağzında yapılan törenler çok canlı ve unutulmaz bir hal
almıştır. Bu törenlerde hastalar, dertliler, saralılar, genellikle kadın ve
kızlar "Mayıs yedisi" günü ırmağın kıyısına vararak, herkes kendisi için
yedi çift bir tek taşı suya atarak dilekte bulunur. Törene katılanlar ikinci
olarak suya girip başlarından aşağı maşrapayla ırmak sularını dökerler. Bu
uygulamalarla suyun insanda bulunan kötülükleri, hastalıkları,
uğursuzlukları alıp götüreceği inancı yaşatılmaktadır. Suyun ayrıca
kötülüklerden koruyacağı inancı da vurgulanır.
Trabzon Şalpazarı'nda kına yakılırken gelinin avucuna para konulması,
sabahleyin gelinin bu parayı suya atması yer-su kültünde suya atfedilen
koruyucu özellikle ilgili olmalıdır. Kına yakılan genç kıza sahiplenilmek
suretiyle muhtemel kara-iyelerden korunmuş oluyordu. Müslümanlıkta böyle bir
uygulamaya yer yoktur. Kına Anadolu'da çok yaygındır.
Giresun'da Mart dokuzu olarak bilinen 22 Martta hasta olanların dere ile
denizin birleştiği yerde yıkanırsa iyileşeceğine inanılır.
Trabzon'un doğu ilçelerinde Alaturbî adı da verilen Mayıs yedisi şenlikleri
6 Temmuz günü deniz bayramı olarak kutlanılır. Alaturbî günü, köylerde ve
mahallelerde oturanların çoğu, deniz kıyılarına akın ederler. Ağrılı,
hastalıklı olanların deniz suyu ile yıkanınca derlerine şifa bulacağına
inanılır. Kısmeti kapalı olanların kısmeti açılır. Aynı inançla kayıklara
binilerek en az üç, en çok yedi dere ağzı dolaşılır. Kimileri çömleklere su
doldurarak alaturbiye katılamayanlara deniz suyu götürür.
Trabzon'da Mayısın 7'sinde (20 Mayıs) denize girmek dertlerin atılmasıdır.
Giresun yöresinde akan suya işenmesi iyi karşılanmaz. Suya işeyen kişinin
aklının da suyla akıp gideceğine inanılmaktadır. Yine su başlarının sahipli
olduğu, buraların tekin olmadığı inancı halk arasında yaşamaktadır. Suya
büyük abdestin yapılması da günah kabul edilir.
Giresun ve yöresinde perilerin pınarları koruduklarına ve pınarların
etrafında barındıklarına dair genel kanaat mevcuttur. Peri cinin dişi
olanıdır. Genç kız ve kadın şeklinde pınar ve dere kenarlarında erkeklerin
karşısına çıkarlar, onlarla evlenirler, yalnız evlendikleri insanlara
görünürler. Dereli ilçesi Kızıltaş köyünde Hacı İbrahimoğlu bir kişinin
Geyik gölü denen bir gölde balık avlarken oltasına bir perinin takıldığı ve
onunla evlendiğine dair bir inanç çevrede yaygındır. Anlatılana göre peri
ile olan bu evlilik uzun sürmemiştir. Tirebolu'ya bağlı Özlü köyünde bulunan
Acı suyun etrafındaki şeyler üzerine çaput bağlanarak dilek dilenmektedir.
Trabzon'da gelişmemiş, cılız kalmış çocuklar aya uzatılarak "ya al, ya ver"
denir. Bundan sonra çocuk ya ölür, ya da olur.Trabzon'da cenaze yeni doğan
çocuğun evinin yakınında taşınmaz. Şayet zorunlu olarak taşınacaksa çocuk
yukarı kaldırılır.
Ordu'da kırkı çıkmamış bebeği loğusa kadın ziyaret edince bebeği al
basmaması için yukarı kaldırırlar. Bu uygulamaların temelinde koruyucu,
kurtarıcı en büyük gücün gökte, yukarıda tasavvur edilmiş olması inancı
vardır. Gök tanrı inancında Tanrı gökte bulunmaktadır.
Giresun yöresinde halk; güneşin dişi, ayın erkek olduğuna ve ayın güneşe
aşık olduğuna inanır. Bu inanışa göre ay, 14 yaşında nur topu gibi bir
oğlanmış. Gök Tanrının kızı güneş hanıma aşık olmuş, onu babasından istemiş;
güneş kız, işin farkına varınca nurlu yüzündeki ışığın kıvılcımlarını ayın
gözlerine batırarak oradan kaçmış. Ay oğlanın güneş hanımın kaçmasından
içlendiğini gören Gök Tanrı derhal kızını tutup almasını emretmiş, ay da
kızı tutmak için hemen yerinden fırlayarak güneşin arkasına takılmış ve
kovalamaya başlamış! O gün bu gün hâlâ güneşin peşinden koşup dururmuş,
tuttuğu gün muradına erermiş.
Bu anlatı bize yer ve Gök tanrı inancı izlerinin halen halk arasında
yaşamakta olduğunu göstermektedir. Halkımızın doğum evveli inançlarını;
çocuklarının olması, doğacak çocuklarının kız veya erkek olmaları, ölmeyip
yaşamaları, istenilen bir mesleğe sahip olmaları şeklinde sıralamak
mümkündür. Bu münasebetle yatırlardan, yatırların su veya topraklarından
medet beklenilir. Bazen de yatır yerine camilerden yardım umulur. Buradaki
incelik kutsal makamların kudsiyetinden istifade edilmek istenilmesindendir.
İslamiyetteki Veli kültünün derinliklerinde Türklerin, Türkistan'dan
taşıdıkları inançların da izleri vardır.
Esasen veli türünden kutsal kabul edilen kimselerden hayatta ve ölümlerinden
sonra yardım beklemek sadece doğum evvelinde değil, hayatın muhtelif
safhalarında ve farklı ihtiyaçlar için de geçerlidir. Kutsal kabul edilen
sulardan, toprak ve taşlardan, ulu ağaçlardan yardım ummak eski Türk
inançlarındaki su, toprak ve ağaç kültlerine inanmakla ilgilidir. Doğu
Karadeniz bölgesinde doğum evveli, doğum sonrası karşılaştığımız belli başlı
inançlar ve pratikleri söyle sıralayabiliriz:
Halk tarafından kutsal sayılan mekanların kutsiyetinden yararlanmak için
buralar ziyaret edilir ve çocuğu olmayanların çocuğu olacağına inanılır.
İslâmiyet'teki "veli" kültünün derinliklerinde Türklerin eski inançlarının
izleri vardır. Kısırlığın giderilmesi için, mezarlardan yardım bekleme
inanışı, Türk inancındaki ecdat ruhuna inanmaya dayanmaktadır.
Trabzon'un Şalpazarı bölgesinde çocuğu olmayan kadınlar Sis dağındaki Hâl
Evliyası'na giderler. Evliyanın mezarının çevresi taşlarla çevrilidir.
Çocuğu olmayan gelin buraya gelince önce abdest alır, Allah rızası için
namaz kılar, sonra mezarın yanında yere uzanarak yatar ve elini taşların
altındaki deliklerden birine sokarak bir avuç toprak çıkartır. Eğer elindeki
toprağın içinden böcek, karınca gibi bir şey çıkarsa bu çocuğu olacağına,
eğer bir şey çıkmazsa bu çocuğu olmayacağına işaret eder. Eline aldığı
toprağın içindeki böcek ve karınca ölü olursa, çocuğun da ölü doğacağına
inanılır.
Yine Şalpazarı-Geyikli yolu üzerindeki mezar da aynı amaçla ziyaret edilir.
Mezarın yanındaki ağaçlara ip veya paçavra bağlanarak dilek tutulur.
Samsun'da çocuğu olmayan kadınlar türbeye götürülür. Türbedeki ağaçtan bir
dal kopartılır. Bu dal eğilir ve iki ucundan iplikle bağlanarak basit bir
yay yapılır. Sonra bu yaya ok şeklinde bir çubuk yerleştirilir. Eğer bu ok
fırlarsa gelinin bebeğinin olacağına, fırlamazsa olmayacağına inanılır.
Samsun Ladik'te çocuğu olmayanlar Seydî Ahmedî Kebir türbesine götürülür.
Trabzon'da göbeğin kırmızı iple bağlanması, erkek çocuğu olan kadınların al
giymesi kırmızı rengin koruyucu özelliğe sahip olması ile ilgilidir.Eskiden
mukaddes kabul edilen ağaçlara, ata mezarlarına, kağan mezarlarına çaput
bağlayıp, saçı ve kurban sunarak çocuk dilemek Türkler arasında yaygın bir
inançtı. Bu inanç sistemi Giresun ve çevresinde bugün bazı değişikliklere
uğramış olarak devam etmektedir. Çocuğu olmayan kadınlara yatırlara,
türbelere giderek çocuk dilemeleri bugün için de canlı olarak yaşayan bir
gelenektir. Bu türbe ve mezarların belli başlıları şunlardır: Giresun
Çınarlar mahallesindeki Seyyid Vakkas Türbesi, Şebinkarahisar Hasanşeyh
köyündeki Hasan Şeyh Türbesi, Yağlıdere Tuğlacık ve Tekke köyünde Sarı
Halife Türbesi, Keşap-Yolağzı köyü Gökçeoğlu Hüseyin Efendi Türbesi.
Hastalıkların şifalarının tabiatta bulunduklarına dair Türk inancının bir
belirtisi kısırlığın tedavisi girişimlerinde de görülmektedir.
Giresun'da hamile kalmak için sıcağa oturtma denilen bir adet vardır. Bunun
için başta ısırgan otu olmak üzere, üç-beş çeşit ot toplanıp bir karışım
hazırlanır. Hazırlanan bu karışım bir kaba konularak üzerine kaynar su
dökülür ve hamile kalmak isteyen gelin bu sıcak buğunun üzerine oturtulur.
Bu uygulama kullanılan otlar-bitkiler farklı olsa da Türk dünyasının hemen
tamamında görülür.Giresun ve havalisinde evde kadın veya erkek kepçe ile su
içerlerse kız çocukları olurmuş, cezve ile içerlerse zengin olurlarmış. Aile
halkı doğacak çocuğun erkek olmasını candan diler. Aileye göre bir erkek
çocuk bir ocak umududur.
Düğünden sonra eve gelen gelinin kucağına çocuk verilmesi geleneği yaygındır.
Gelinin bu sayede bol çocuğu olacağına ve kısır kalmayacağına inanılır.
İp üzerine oturan kişinin kız çocuğu olacağı inancı yine Giresun'un bütün
köylerinde vardır.
Bıçak ve kesici alet üzerine oturan gelinin erkek çocuğu olacağına inanılır.
Süpürge üzerine oturan kişinin çok kızı olacağı söylenmektedir. Doğum
sonrası bebeğe ve anneye al karısının musallat olmaması için bir çok
uygulama yapılır. Bebeğin ve annenin yatttığı yatağın yanına bıçak, balta,
süpürge gibi aletler konulur. Ayrıca kırkı çıkmamış çocuğun bezleri akşamdan
sonra dışarıda bırakılmaz. Yürüme zamanına gelen her çocuk Cuma günü cami
kapısına götürülür. Cuma namazından ilk çıkan kişiye çocuğun ayağına
bağlanan kırmızı ip kestirilir. Bu işlemin adına "ayak bağı kesmek" adı
verilir.
Ordu'da gelin alayının yolunun kesilerek bahşiş alınması sırasında ilgi
çekici bir uygulama yapılır. Bu uygulamada, çoban, sürünün en güzel ve ağır
koçunu atının önüne çeker. Eğer gelin, bu koçu tek eliyle çekip atın üstüne
alabilirse koç onun olur. Başaramazsa, koçun bedelini çobana ödemek
zorundadır. Bu uygulamayı atlı göçebe medeniyeti devrinin bir kalıntısı
kabul etmenin doğru olabileceğini düşünüyoruz. Rize, Trabzon, Giresun, Ordu
ve Samsun bölgelerinde gelin çıkarılırken, eve getirilirken silah atılır. Bu
uygulamanın temelinde ay ve güneş tutulmasında teneke çalmak, gürültü yapmak,
olumsuz bir söz söylendiğinde tahtaya vurmak şeklinde karşımıza çıkan
gürültü yapma suretiyle kötü güçleri korkutmak anlayışı vardır.
Trabzon'da cin çarptığına inanılan bir hastayı okurken yanında silahla ateş
edilir. Bu şekilde cin korkar ve hastanın vücudundan çıkarmış.
Trabzon Şalpazarında gelin eve girerken kapıdaki kazanı tekmeler, kapıya
gerilen sarı veya kırmızı ipliği koparır. Eşik üzerine konulan su dolu tası
tekmeleyerek suyu evin içine döker. Düğünün kısa bir süre sonra genellikle
bir hafta içinde yeni evlilerin kız evini ziyaret etmesine Trabzon'da yedi,
yedileme; Giresun'da yumurta yeme adı verilir. Burada gördüğümüz yedi rakamı
Türklerdeki kutsal sayılarla ilgilidir.
Ölüm hayatın halk inançları itibariyle önemli ve son safhasıdır. Halk
inançlarında bu safha ile de ilgili inançlar ve dini uygulamalar vardır.
Bunlardan bir kısmı tevhit inancının en son ve en tekamül etmişi olan
Muhammedilik'e, evvelki dinlerin akaidlerinden girmiştir. Bir kısmı ise
halkın pratik bazı olumlu sonuçlar almak için muhayyilesinden çıkmıştır.
Eski, Türkler ölünün defin töreninden sonra üç, yedi, yirmi, kırkıncı ve yıl
sonlarında anma törenleri yapmaktaydı.
Giresun ve yöresinde ölüm ve ölümle alakalı çeşitli merasimler yapılmaktadır.
Ölümden sonraki yedi, kırk ve elli günlerde ölüyü anma törenleri yapılır. Bu
törenlerde Mevlit ve Kuran okunur. Gelenlere yemek, şerbet, helva ve şeker
ikram edilir. Ölünün defninden bir gün sonra ölü evine komşuları tarafından
yemek getirilir. Cenaze sonrası helva dağıtılır. Bunun ölünün ruhuna
gideceğine inanılır.
Cenaze evden çıkarken hayvanların bağırması halinde ölenin amelinin iyi
olmadığına inanılır. Bu inanç yöremizin tamamında kabul edilir. Ölü
yıkandıktan sonra bir daha ölüm olmasın diye teneşir tahtasının ters
çevrilmesi veya tekmelenmesi Çanakçı ve civarında yaygındır. Ölü yıkandıktan
sonra yakınlarının üzerine ölünün hakkının bağışlanması niyetine su
serpilmesi geleneğe Yağlıdere ilçesi ve civar köylerde devam etmektedir.
Mezarın başında ışık yakılması da eski Türk inançlarının bakıyesidir.
Doğu Karadeniz bölgesinde ölünün gömüldüğü birinci gün, bazılarında yedinci,
kırkıncı veya elli ikinci günlerden birinde yahut bir yıl sonra kurban
kesildiği ve bütün köyün veya obanın davetli olduğu ölü aşı, ölü yemeği adlı
bir ziyafetin verildiği görülür. Ölülerin ruhları için hayır işlemenin bir
takvime bağlanması Gök Tanrı inancının uzantısıdır. Seney-i Devriye, mezar
onartılması Hunlar döneminden günümüze kadar gelen Eski Türk inancıdır.
Eski Türklerde muska-tılsımlar kullanma adeti ve bu tılsımların her türlü
bela ve afetlerden koruyacağına dair inanç çok yaygın olarak görülür.
Yapılan sihiri engellemek için kurşun döktürme adeti Şamanizmin
kalıntılarıdır.
Giresun ve yöresinde kurşun döktürme adeti yaygın olarak devam etmektedir.
Kurşun döktürme işi hem kötülüklerin bertaraf edilmesi için hem de
iyiliklere kavuşmak için yapılmaktadır.
Halk inançlarında birtakım "uğursuzluk" arandığı da bilinmektedir. Bunların
bir kısmı haftanın veya yılın muayyen günlerinde iş yapılabilmesi ile
ilgilidir ki, bunlar muhtemelen geçmiş inançlardaki dini muhtevalı günlerdir.
Yine bazı hayvanların "uğur" veya "uğursuzluk" getireceği inancı totemizmin
izleri olarak değerlendirilebilir.
Hıdırellez'de (6 Mayıs) doğacak çocuk ve buzağıların sakat doğmaması için
tarlaya sebze tohumu ekilerek sakatlığın ve hastalığın tohumlara geçeceğine
dair inanç Piraziz, Bülbüllü ve Kılıçlı köyünde yaşatılmaktadır. Yörede Rumi
1 Mart günü evlere uğurlu sayılan bir kişi getirilir. Bu genellikle
çocuklardan seçilir. "Mart bozumu" adı verilen bu işlem sayesinde o yılın
bereketli geçeceğine inanılır.
Rumi 1 Mart'ta eve sabah namazından sonra bir kuzu getirilip evin
gezdirilmesi ve eve su serpilmesi inancı yaygın olarak Piraziz'in Bülbüllü
köyünde yaşatılır.
Baykuş ötmesinin uğursuzluk sayılması, bu mahallede bir kişinin öleceğine
delalet sayılması. Bulancak ve köylerinde günümüzde de yaygın olan bir
inançtır. Aynı şekilde köpek uluması da uğursuzluk sayılmakta yine bir
kimsenin öleceğine işaret kabul edilir.
Sabahın erken saatinde tavşan görmenin uğursuzluk sayılması. Yağlıdere ve
civarında görülmektedir.Terme'de evlerin bacalarına şişe konulması adeti
vardır. Evde bulunan bakire kızların sayısını simgeleyen bu uygulama Hitit
ana tanrıçası Kibele'ye dayanmaktadır. Termeliler bacalarındaki şişelerin
bakire kızları belirttiğine şiddetle karşı çıksalar da Terme'ye komşu olan
bölgelerin halkı bakire kızlar konusunda ısrarcıdırlar. Termelilere göre
şişe uygulaması leyleğin baca üzerine yuva yapmasını engellemek içindir.
SONUÇ
Doğu Karadeniz bölgesinden verdiğimiz ve eski inançlarımızın hala yaşadığını
gösteren bu örneklerin bir kısmı da şüphesiz İslami karakterlidir. Biz
kültür zenginliklerimizin gün ışığına çıkması ve kültürümüzün köklerinin
tespite katkımız olsun diye bu tespitleri sıralamaya çalıştık. Bu sahada ele
alınacak kültürel değerlerimiz elbette bu kadar sınırlı değildir. Ayrıca
Doğu Karadeniz bölgesi tabirinden bu derece kısıtlı bir alan kastedilir ise
sağlıklı bir tanım olamaz. Bütün yurt sathını bir çalışmanın hacmine
sığdırmak, böyle bir çalışmanın içerisinde; Türk inanç yapısının genişliğine
ve derinliğine bütün boyutlarını ele almak inanç kavramı kapsamına giren her
türlü değer yargılarını yaşayan pratiklerle karşılaştırabilmek oldukça
zordur. Derya olan Türk kültürüne bir zerre katkımız olur ise kendimizi
bahtiyar addedeceğiz. Bunu yaparken gördük ki, millet olarak Doğu Karadeniz
bölgesinde İslamiyetten evvelki kültür varlıklarımızla birlikte yaşamaktayız.
Kaynak: Kültür Bakanlığı ile Anadolu Erenleri Kültür ve Sanat Vakfı
işbirliğinde, 23-28 Ekim 2000 tarihlerinde, Ürgüp / Nevşehir'de
gerçekleştirilen "Uluslararası Anadolu İnançları Kongresi bildirilerinden
hazırlanan, Ervak Yayınları, Bilim Kültür Dizisi "ULUSLARARASI ANADOLU
İNANÇLARI KONGRESİ BİLDİRİLERİ" adlı kitaptan alınmıştır.
KAM GÖKBABA
|